Hayalet Karar Köprüsü

Monday, Nov 20th

Son Güncelleme:12:00:00 AM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: AİLE Aile İlişkileri Hayalet Karar Köprüsü

Hayalet Karar Köprüsü

Basketbol parkında oğlumu sosyalleştirmeye çalışıyorum. Oğlumdan 1 ya da 2 yaş büyük başka bir çocuk, son derece rahat tavırlarla sahaya girip seken topu havada yakalıyor ve yere vurmaya başlıyor.

 

 

Anlıyorum ki çocuk kendi yöntemi ile oyuna dahil olmaya çalışıyor. Hem de gülümseyerek, hem de oğlumun hemen yanı başında oynayarak, uzaklaşmadan.
Benim ki sesleniyor:

- Anneee çocuk topumu aldı. 
Duymamış gibi davranıyorum, 
- Anneee ama izin almadan oynuyor.
Deniz kenarındaki parkın manzarasını, tekneleri seyrediyorum,
-  Anneee... 
Bir kaç dakika sonra çaktırmadan başımı çevirip bakıyorum ki; ooo ekip kurmuşlar, kim top sektirecek, kim potaya atacak iş bölümü bile yapmışlar.

Ve anlıyorum ki; amacın hasıl olması için, çocukların küçük bir kaos yaratana kadar oynamasına müsaade etmek lazım. 

Etrafı seyretmeye, zamanı değerlendirmeye koyuluyorum. Parktaki herkes zihnim için gönüllü oyuncu.
Daha ne olsun?

Kır, uzun saçları ensesine küçük bir lastik toka ile tutturulmuş 45 yaşlarındaki beyden başlayalım. 2 yaşlarındaki bir çocuğu salıncakta zaptetmeye çalışıyor. Salıncağın plastik güvenlik kemerini indiriyor, çocuğun burnuna çarpıyor, çocuk “babaa babaaa” diye ağlıyor. Baba azimli. Lakin az sonra, sallanırken ayağa kalkmaya çalışan ufaklığın önüne geçince, minik ellerden okkalı bir tokat yiyor.
Donuk bakışlarında yakaladığımız babayı alıp, hoop üniversite yıllarına götürüyoruz.

İlk aşkı ile öğrenci kantininde oturmuş; soğuk, tatsız birer çay içiyorlar. Çay bahane, kız güzel. Simsiyah uzun saçları beline inmiş, narin parmakları cam bardağı hafifçe kavramış.
Peri kızı konuşmaya başlıyor. Babasının muhafazakar olduğunu, her zaman çok çocuklu bir aile hayal ettiğini, okul bittiği için bu yaz nişan yapabileceklerini, anlatıyor da anlatıyor. Sözcükler çoğaldıkça kızın gözlerinin içi gülüyor,  genç erkeğin gözlerinin feri sönüyor.

Nasıl olur? Daha  yurt dışına gidecek, gezecek, dil öğrenecek. Hem belki gitmişken bir kaç sene kalabilir de. Dönüşte de iş arayacak, bulup da beğenmeyecek. Sonra tek başına bir eve çıkacak, erkek arkadaşları gelecek, büyük bir kanepe, üstünde bin bir çeşit alakasız şey bulunan sehpa, tv, yanında film yığını... Yok yok olmaz! Şimdi geleneklerin, kayınpeder kayınvalidenin sırası mı yani? Yol yakınken karar vermek lazım. O karar verilmiş ve yıllar, on yıllar geçmiş de parka bile gelinmiş.

Genç bir anneye misafiriz şimdi. Kaydıraktan onlarca kez kaymış hala da kaymaya devam eden 4 yaşındaki kızına ve ağaçlara tırmanan 8 yaşındaki oğluna ha bire uyarılarda bulunuyor. Elinde poğaçalar var, hem yiyor hem çocuklara yedirmeye çalışıyor. Sanırım, “bu kadar yeter eve gidelim” demesiyle, kızın kuma yatıp hıçkırıklara boğulması aynı ana denk geliyor. Genç anne çocuğun ağzındaki kum ve poğaçaları temizlemeye çalışırken cep telefonu çalıyor, çalıyor, çalıyor...

Anneyi telefonun melodisine katarak, hokus pokusla özel bir şirkete götürüyoruz. Diz üstünde siyah bir etek, uçuk yeşil bir gömlek giymiş. Henüz doğumlardan, poğaçalardan nasibini almamış. İncecik. Bilgisayarında çizimler yapıyor, bir yandan da önündeki inşaat planını karıştırıyor.

Mimarlık fakültesini takıntısız bitirmiş. Bu üçüncü şirketi, yöneticiler nedense onunla çok uğraşıyorlar. Hep eleştirel, hep negatif yaklaşıyorlar. Neyse ki sevgilisi çok anlayışlı. “Boş ver dert etme, bir kaç ay içinde evleneceğiz; istersen evde dinlenirsin, istersen çalışırsın” diyor. Yine karar aşaması .. Karar verilmiş; evde dinlenmeye, çocuk doğurmaya gönüllü olunmuş. Boş bir zamanda da bu parka gelinmiş işte.

Bence bir  “hayalet karar köprüsü”  var. Sisli, puslu bir köprü. Bizi sürekli takip ediyor. Fakat her zaman kendini göstermiyor, gizemli. Mesela her şey güllük gülistanlıkken ortaya çıkmıyor.

Diyelim ki; işler biraz sarpa sardı, oflayıp puflamalarımız arttı, hemen hayalet karar köprüsünü sisler arasında görebiliriz. Bizi üstünde yürümeye davet eder. Biz yürürken bilhassa düşürür. Başlarız kendimizi acıtarak yemeye  “düştüm işte, öyle yapmasaydım, böyle yaptım da ne oldu, keşke biraz daha, keşke onu seçerken...”

Kararlarımız, seçimlerimiz ne olursa olsun, tercih etmediklerimiz hiç unutulmaz, hatta “ hayalet karar köprüsü” nü onlar inşa eder. Eğer bizi biz yapan seçimlerimizse; keşkelerin tuzağına düşmek, sahip olduklarımıza haksızlık anlamına gelmez mi ?

Fatma Meriç Demirel
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız  

Share/Save/Bookmark