Bir Babanın Seyir Defteri

Monday, Sep 25th

Son Güncelleme:12:00:00 AM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: AİLE Babalara Özel Bir Babanın Seyir Defteri

Bir Babanın Seyir Defteri

Aytaç YAVAŞCI
Baba olmayı istiyordum ama niçin istediğimi de bilmiyordum. Sanırım bir sürü baba da benim gibi düşünmüştür. Ben mi istiyordum, istediğimi mi sanıyordum?

Yoksa bu, toplumsal bir tercihin (hemen hemen her babanın bir süre sonra çocuk sahibi olması) bendeki yansıması mıydı? Aile ve çevrenin müeyyidesi mi beni bu eyleme zorluyordu?
Bütün bunlara net cevap vermek mümkün değil ama sonuçta bir gün çocuk sahibi olma isteğim gün ışığına çıktı. Eşimin bana hediye ettiği iki patikle de çocuğumun olacağını öğrendim.

Bu kez de ikinci soru dalgası düşüncelerimi etkilemeye başladı: Kime benzeyecek? Kişiliği nasıl olur? Tam bunları atlatmışken bir panik “nasıl yani ben baba mı oluyorum!” başladı.

Aslında en sıkıntılı dönemde buydu; “baba olmaya hazır mıyım?” sorusuna cevap vermek çok zordu…
“O’na (bebeğe), hak ettiği yaşamı verebilecek miyim?” , “benden iyi baba olur mu?”, “iyi baba nasıl olmalıdır?” gibi sorular da cevaplanmayı bekliyordu. Her soru beraberinde biraz da kaygı oluşturuyordu.

Bu sual perdesi 9. ayın sonunda aralandı ve çocuğumuz dünyaya geldi. Küçücük eleri, baygın bakışları, minnacık burnuyla karşımdaydı. Vücudumu garip bir elektrik sarmıştı. İç gıcıklatan türden bir duyguyla boğuşuyordum ve bu duyguya bir isim veremiyordum.

Ne yapacağımı şaşırmıştım. Ortalığı inleten ağlamalar bu şaşkınlığımı tetikliyor; beni “çocuğuna yaklaşmaya korkan baba” konumuna sokuyordu. Bu korku gaz sancılarının devam ettiği 7. aya kadar sürdü. Sonrasında onu kucağıma almaya başladım.

Tam bu dönemde çocuğumun teninden salgılanan kokuyu keşfettim. Doyumsuzdu. Artık çocuğumla iletişim kuruyor, dokunuyor hatta aynı yatakta uyuyordum. Ama hala o tarifini yapamadığım “baba duygusunu” yaşayamıyordum. Evde bir bebek vardı. Ben de onun babasıydım ama bir türlü kendimi baba gibi hissetmiyordum.

Bu hissizlik bir gün son buldu ve yerini vakur bir babaya bıraktı: İşte o gün çocuğumun bana sarıldığı gündü ve o an ölümsüzdü. Çocuğum, hayattaki en önemli iki varlığından (anne, baba) biri olan babaya yani “bana” sarılıyor, tertemiz sevgisini yüreğime hapsediyordu.

İşte o an “ben babayım” dedim. Konuşmaya başladığında ve “babacığım” dediğinde ise ebeveyn benliğim su üstüne çıktı. Artık babamı daha iyi anlıyor ve daha çok seviyordum. Tabii ki babamı hep sevmiştim. Ama onu hiç bu kadar yakından tanımamıştım. Korumacı, sahiplenici, sevgi veren, örnek olan gibi kavramlar da tam bu noktada şekil bulmaya başladı. O ana kadar aslında bir çocuk olan ben (kaç yaşında olursa olsun her baba çocuk sahibi olmadan önce çocuktur), baba olmanın ne olduğunu öğrenmeye başlamıştım.

Şimdi çocuğum 2 yaşında, hala baba olmayı öğreniyorum. Bu bitmeyecek bir içsel eğitim ve sabır işi. Aynı kapının arkasına defalarca saklanıp “ben burdayıııım beni bul baba” sözünü duymak kadar da eğlenceli bir iş.

Bir iş diyorum çünkü bütün bu karmaşık duygularla geçen süre zarfında bir de çocuğunuza doğruyu, yanlışı öğretmeniz gerekiyor. Bunu ciddi tavır takınarak, her istediğini yapmayarak, “canım babacığım” rüşvetlerine kanmayarak yapmaya çalışıyorum.

“Yapma oğlum!” seslenişime “yapayım oğlum!” diyen bir çocuğa, doğruyla yanlışı öğretebilir miyim(?) bilemiyorum ama O, bana 7’den sonra 10 geldiğini öğretti. Artık ikimiz de sayarken 1, 2, 3, 6, 7, 10 (uzun bir on) diyoruz. 0, 4, 5, 8 ve 9 rakamlarını da bunu icat eden Hintlilere iade ediyoruz. 

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız



Share/Save/Bookmark